ENFLASYON HALEN YÜKSEK
Kasım 2022 de yine bu köşede Enflasyon Canavarı başlıklı bir yazı yazmıştım. O tarihte %83 olan Türkiye’ deki enflasyon oranı, OECD ülkeleri içinde Arjantin’den sonraki en yüksek orandı.
Aradan geçen yaklaşık dört sene sonrasında TÜİK verilerine göre şu anda %30 lar seviyesinde devam eden Türkiye’ deki enflasyon, yine dünyada ilk sıralarda yer alıyor ne yazık ki. 2022’de pandemi sonrası, kaynaklara erişimde yaşanan zorluklar enflasyonu bir hayli arttırmış ve Türkiye ile birlikte dünyanın birçok ülkesinde maliyet artışları meydana gelmiş, bu da beraberinde enflasyonu körüklemişti. Ekonomileri belirli bir büyüklüğe ulaşmış dünya ülkelerinin hemen hepsi bu durumdan etkilenmiş fakat önlemlerini erken evrede alarak ortalama %1 - %5 arasında seyreden yıllık enflasyon en fazla %7 - %9 seviyelerine kadar yükselmişti. Bu oran bile o ülkelerde büyük bir kaygıya yol açmış, ancak iktisat biliminin kuralları çerçevesinde istikrarlı bir şekilde uygulanan politikalar, gerekli düzelmenin gerçekleşeceğine yönelik güvenin oluşmasını sağlamıştı. Bizde ise sıkı para politikası uygulamasına ne yazık ki hemen geçilememiş, Mayıs 2023 seçimlerinden sonra hızlı bir faiz artırımı ile birlikte uygulanan sıkılaştırıcı para politikaları ile enflasyon dizginlenmeye çalışılmıştı. O tarihten bu güne üç sene geride kaldı. Enflasyonun hızı azaldı ama halen yüksek olarak seyretmeye devam ediyor. Ekonomik sistemlerini dengeye koymuş birçok ülkede yıllık %4- %5 ler seviyesinde olan enflasyon, bizde Nisan ayında aylık bazda %4,18 olarak açıklandı. Bölgemizdeki İran ABD İsrail savaşının olumsuz etkileri olduğu gerçeği elbette yok sayılamaz. Fakat bu savaş henüz üç aydan bu yana gündemde. Enflasyon ile mücadelede asıl olan maliye politikasının samimi olarak uygulanması ve halkta enflasyonun düşeceğine olan inancın oluşturulması psikolojisi ile desteklenmesidir. Yoksa sıkı para politikası uygulamaları tek başına yetersiz kalmaktadır.
Tükettikçe mutlu olan toplumlarda yüksek faiz politikaları ile krediye erişimin zorlaştırılarak tüketimi kısmaya ve böylece talebi azaltmaya çalışmakkolay değil. Çünkü bu toplumlarda borçlanarak bile tüketime devam etmek gibi yüzeysel bir tavır sergilendiğini görüyoruz. Burada yapısal tedbirlerin devreye girerek, sürekli tüketerek değil de ihtiyaç dâhilinde tüketerek ve ihtiyatlı davranarak da mutlu olabilme alışkanlığını geliştirmenin önemi ortaya çıkıyor. Para politikası araçlarının başarılı olması için temelde bunlar gerekir. Kaldı ki bunlar sağlansa bile kamudaki israfı kesmeden, vergi adaletini sağlamadan, kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına almadan yani etkin bir maliye politikası oluşturmadan enflasyonla mücadele edebilmek mümkün değildir. Türkiye’deki vergi gelirlerinin %65-70 ‘ i dolaylı vergilerden sağlanmaktadır. Yani verginin büyük bölümünü halk ödemektedir. Ülkede çok ciddi vergi kaybı mevcuttur. Son zamanlarda bakanlığın kayıt dışı ve vergi kayıpları ile mücadelesini görüyoruz ama etkili önlemler, özellikle kamudaki israfın önlenmesine yönelik etkili önlemleri ne yazık ki göremiyoruz. Yüksek faiz ile sıkı para politikası ne kadar daha sürdürülebilir? Sanayici ve yatırımcılar bu durumdan çok rahatsızlık duymaktadır. Buna rağmen enflasyon istenilen seviyelere inmemektedir. Yakın zamanda seçim dönemine girileceği de düşünülürse, bir Türkiye gerçeği olan seçim ekonomisi şartları devreye girecektir. Yüksek seyreden enflasyon ile seçim sürecine girilmesi ve genişleyici popülist politikaların uygulanması halinde bir sonraki hükümet döneminde daha zor bir ekonomik tablonun ülkemizi beklediğini şimdiden söyleyebiliriz.
Dileğimiz; önlemlerin ivedi olarak alınması, kamuda yüksek tasarruf dönemine geçilmesi, para ve maliye politikalarının birbirini destekleyici şekilde uygulanması, üretimi ve beraberinde istihdamı arttırıcı dengenin sağlanması ve özellikle sabit ve dar gelirli, asgari ücretli ve emeklinin sırtındaki yükün hafifletileceği tedbirlerin süratle alınması yönündedir.
Yorumlar
Kalan Karakter: