Sürdürülebilirlik, kabaca gelecek nesiller için şimdiden kontrollü davranmak ve dünyanın kaynaklarını sorumsuzca harcamamak ama günümüzdeki ihtiyaçları da karşılayabilmek şeklinde ifade ediliyor.
Teoride ilkesel olarak güzel bir ifade ama sizce uygulama bu şekilde mi acaba? Birleşmiş Milletler tarafından 15 Kasım 2022’ de dünya nüfusunun 8 milyara ulaştığı açıklandı. Dünya nüfusunun 7 milyardan 8 milyara çıkması 12 yıl sürdü. Gelecekte nüfusun nereye kadar ulaşacağını bilemeyiz. Gerçi küresel nüfus artış hızı azalmış görünüyor. Ancak kişi başına düşen gelirin az olduğu ülkelerde, özellikle Sahra altı Afrikaülkelerinde doğurganlık oranlarının yüksek olduğu dikkat çekiyor.
Dünyanın mevcut kaynakları ile artan dünya nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamak gün geçtikçe zorlaşıyor ve maliyeti artıyor. Buna rağmen ihtiyaçlar o kadar fazla çeşitliliğe ulaştı ki, dünya genelinde hammadde anlamında tedarik sıkıntısı yaşanmaya başladı. Daha önce pek duymadığımız nadir elementler kavramı gündemimize girdi. Sanayide kullanılan hammadde ve yarı mamul bulmakta ve satın alabilmekte birçok firmanın zorlandığını ve üretim süreçlerinin uzadığını görüyoruz. Tüketim toplumlarında tedarik, üretim ve pazarlama süreçlerinin sekteye uğramaması, çarkların durmaması gerekiyor biliyorsunuz. Aksi halde finansal dengelerin şaşması ve toparlanma döneminin uzaması an meselesi oluyor. Zira çoğu firma zaten bu anlamda hazırlıklı da değil. Pandemi döneminde hepimiz gördük;şirketler ve ülkeler ne kadar zorlandılar. Böyle bir durum istihdam süreçlerini de şüphesiz olumsuz etkiliyor.
Tamamen tüketim ekonomisine dayalı bu yenidünya düzeninde sürekli yeni bir şeyler üretmek veya mevcudu geliştirmek mecburiyeti var. Yoksa rekabet edebilme ve sektörde var olabilme şansı kalmıyor. Bu durum şirketlerin çalışma sisteminin stresli, rekabetçi, yeri geldiğinde rakiplerine ve çalışanlarına karşı merhametsiz, sürekli ve yüksek kâr odaklı olmasına yol açıyor ki, her zaman ifade ettiğim gibi bu durum ne yazık ki insanın doğasına ve duygusuna yabancı.
Sürdürülebilirlik derken ben aslında bu durumun ne kadar sürdürülebilir olduğunu merak ediyorum. Marka çılgınlığı, elektronik eşyaların sürekli yenilenmesi, cep telefonlarının, tabletlerin, bilgisayarların, otomobillerin, beyaz eşyaların, oyuncakların piyasaya sürekli yeni modellerinin çıkması ve insanlardaki bitmek tükenmek bilmeyensatın alma iştahı. Yeni nesil konutlar, alışveriş merkezleri, gösterişli yapılar, bunların iç ve dış tasarımları, dekorasyonları, insanların yenilenmeye, tüketmeye ve satın aldıkça mutlu olmaya bağlı sanal yaşam döngüleri.
Herkesin aynı okullara, aynı hastanelere, aynı bakkala, fırına,terziye, manava, kasaba, nalbura, pazara gittiği, aynı parkta oturduğu, aynı mağazalardan giyindiği, aynı lokantalardan yemek yediği günlerden geldiğimiz için sürdürülebilirliği bu anlamda biraz yanlış anladık herhalde diye düşünüyorum…
Yorumlar
Kalan Karakter: