GALİP KOCABAŞ DERLEMELERİ 3
Galip KOCABAŞ DERLEMELERİ - Yayına Hazırlayan Suavi UYUM

Galip KOCABAŞ DERLEMELERİ - Yayına Hazırlayan Suavi UYUM

GALİP KOCABAŞ DERLEMELERİ 3

18 Nisan 2020 - 12:24

3- YEREL BİLGİLER
Dedeler(Yatırlar) ve Ziyaret Yerleri
(Geniş bilgi, Buldan’da YAŞAM Gazetesi Ekim 2013)
Yayla Dedesi, Tekke Dedesi, Kumralı Dedesi, Köfün Dedesi, Pazar Dedesi, Yenice Dedesi, Dolma Dedesi, Hacalkaşı Dedesi, Bulak Dedesi, Bahçeli Dedesi, İçme Dedesi
Yayla Dedesi- Burada 5-6 mezar vardır. Hepsi bir sıradadır. Üzerlerinde türbe gibi bir şey yoktur. Hepsi taşlarla örtülüdür. Bunlardan biri dede olarak bilinir. Adak adanır.
Kumralı Dede- Bunlar 7 kardeş olarak bilinir. Şehit oldukları söylenir. Hepsinin esas ismi bilinmez. Kumralı Paşa denilenin mezarına adak adanır.
Pazar Dedesi- (Pazarın) Çarşının ortasında olduğundan bu adı alır. Kutsal bilinir.
İçme Dedesi – Buldan’ın batısında bir maden suyu kaynağı vardır. Halk buraya pikniğe gider. Yakınında küçük mezarlık vardır. Büyükçe olan mezar kutsaldır. Adak adanıp, bez bağlanır. Muradına erenler, burada kurban kesip suyun başında yemek yerler, şifalı sudan içerler.
Bahçe Dedesi – Buldan’ın kuzeyinde bir Vakıf bahçesi vardır. Bu bahçe içinde bulunur. Büyükçe mezara Bahçe Dedesi denir.
Kaynakça- Mustafa Başün(Yaş 52 Gölbaşı), Hacı Ali Uçar(Yaş 76Gölbaşı), Ali Açıklar(Yaş 54Gölbaşı)
4 - HALK MİMARİSİ
A- EV İLE İLGİLİ İNANIŞLAR
1- Besmele okumadan kapının eşiğine oturursan şeytan çarpar.
2- Gece yataktan çağrılırsan gidersen şeytan, horoz ötünceye kadar götürürmüş. Eğer, ne oldun sen? derlerse, şeytan korkup kaçar.
3- Pencereden ıscak su dökersen şeytan çarparmış. Buna örnek olarak şu olayı verebiliriz.(Bu olay gerçekte olmuş). Bundan 100 sene kadar önce bir gıza şeytan çarpmış. Babası Denizli’deki Davazlı Hocaya gitmiş. Gızının durumunu anlatmış. “Gızım çok hasta, kalkamıyor, konuşamıyor” demiş. Davazlı Hoca da “Buldan’a git, Büyük Vakıf denilen bir yer vardır, içinden dere geçer, derenin gıyısında da iki tane büyük ağaç vardır. Bunlardan birine akşamdan çık, kendini urganla ağaca sıkıca bağla, düşmeyesin. Gece yarısı olunca çalgı eşliğinde bir ordu geçer, önden geçenlere bir şey deme, ortadan geçenlere – Selamun Aleyküm- de, onlarda –Aleyküm Selam- derler. Sen de – Sarar askeri siz misiniz- diye sor. Onlar cevap verince – Size Davazlı Hocanın selamı var, filancanın gızını tutmuşsunuz, onu bıraksın diyor- dersin demiş. Adam ertesi günü hocanın dediği ağaca çıkmış, belinden urganla bağlamış, gece yarısı askerler geçmeye başlamış. Önden geçenlere bir şey dememiş. Ortadan geçenlere – Selamun Aleyküm- demiş. Onlar da – Aleyküm Selam- demişler. – Sarar askeri siz misiniz- demiş. – O önden gitti- demişler. Ve onu çağırmışlar. Sarar askeri – Aleyküm Selam,  ne istiyorsunuz- demiş. Adam – Davazlı Hocanın selamı var, gız çocuğunu bıraksın diyor sana- demiş. O da – Gızı kim tuttu- diye sormuş. Birisi topallayarak gelmiş. – O benim üzerimden habersizce kaynar su döktü, benim bir tarafım yandı- demiş. Sarar askeri – Bırak onu- demiş. Adama da – Davazlı Hocaya selam söyle, yatsı namazının salat-ı vitresini kılsın da yatsın, pek özledim. Denizli’yi gezeceğim- demiş. Adam sabahleyin evine dönmüş, birde bakmış ki gızı iyileşmiş, kalkmış geziyor. Kaynak- Raziye Yavaş(Yaş 90 Güroluk Mahallesi)
B- MARANGOZLUK
Bundan 40 yıl evvel Mehmet Aydınlı’nın yanında çalışmaya başladım. Haftalığım 25 kuruş. O zamanlar aletler yoktu, çok zorluk çekiyorduk. El ile çalışıyorduk. Sıkma aleti olmadığından boyu 6 metre eni 10 santim olan keresteleri de biçerdik. Birimiz keresteyi tutar, iki kişi de keresteleri kesecek olan testerenin ucundan tutarak keresteyi biçerlerdi. Sandıklar, pencereler, kapaklar, kapılar, pencere parmaklıkları yapardık.
C- OYMACILIK
Kıl testerelerle oymalar yapardık, her kabartmanın ayrı kalemi olurdu. Bu kalemleri demircilere yaptırırdık. Bu oymalar, işlemeler ceviz ağaçları ve ıhlamur ağaçların üstüne daha güzel yapılırdı. Oymaları, gelin sandıkları, kapılar, dolaplar, tavanlar üzerine yapardık. Gelin sandıklarına daha çok emek çekerdik, işlerdik, daha çok para alırdık. Kaynak- Hacı Mehmet Sait Yüksel(Yaş 65 Çarşı Mahallesi)
D- EL SANATLARI
Simli işlemeler, kalın ve geniş gergeflere geçirilerek, iptidai tığlarla bin bir emek sarf edilerek yapılırmış. Bu işlemler kasnakta yapılırmış, çok zor olurmuş.
DOKUMACILIK -  bundan 100 sene kadar önce dokumacılık, pamuk toplanıp çekirdeğinden ayrılıp, oklava ile dolama haine getirilip çıkrıkta iğ üzerine eğrilirmiş ve iplik haline getirilirmiş. Bunlara Yedilik, On dörtlük iplik denilirmiş. Bunlar el tezgâhlarında dokunup kumaş haline getirilerek adamlara pantolon dikilirmiş. İplikler daha çok kırmızı boya ile boyanarak el tezgâhlarında Alaca dokunurmuş. Bunlardan da kadınlara elbise, ilbade(Kirlik), gönek dikilirmiş. Çok iptidai aygıtlarla yürütülen Buldan El Sanatlarından dokumacılık, bir zamanlar Barbarosların gemilerine ipekten yelken bezi, saraylara perde dokumuş, takdirler kazanmış, hala daha kasabanın her ailesinin geçimini sağlayan çok kıymetli bir sanat olarak devam etmektedir. Zamanla motorize olan bu dokumalar, ihraç malları arasına da girmektedir.
El tezgâhında aletler- Ayakcak, delbent, dem, darak, mekik, tefe, selmin, el ağacı.
Kaynak – Hasan Maçkan(Yaş 50 Çarşı Mahallesi)
E- MİMARİ TARZ
Eski evler çok büyük olurmuş. Kapılar çok büyük olurmuş. Bu kapılardan deve dahi geçermiş. Kapıya kocaman bir Şakşak(Çalmak için) ve büyük büyük çiviler bulunurmuş. Evler iki katlı ve ahşapmış. Kapıdan girince büyük bir salon ve kapısı salona açılan büyük bir Haneyah olurmuş. Buraya erzaklarını, odunlarını koyarlarmış. Salonda bir çeşme ve altında aharı bulunurmuş. Salondan ikinci kata çıkmak için tahta bir merdiven bulunurmuş. Bu merdivenden çıkınca büyük bir salon ve bu salondan iki odaya geçilirmiş. Bu odalar şimdiki odaların üç misliymiş. Salonun önünde çoğunlukla parmaklıklar bulunur ve önü açık olurmuş. Bu parmaklıklar tahtadan oymalarla işlenmiştir. Salonda bir abdestlik bulunurmuş(El yıkamak için). Pencereler orta büyüklükte ve kapaklı olurmuş. Kapaklar ve parmaklıklarda işlenmiş olurmuş.
Eski evlerde mutfak bulunmazmış. Her odada ateş yakmak için bir ocak bulunurmuş. Evin üzeri çoğunlukla dam olurmuş. (Toprakla kaplı) üzerinde yuvarlak bir Damtaşı olurmuş. Ayrıca bahçede iplik boyamak için odalar bulunurmuş. Kaynak – Hatice Erdemir(Yaş 70 Yalçınkaya Mahallesi)
F- BAKIRCILIK
Bundan 50 sene önce ustam Bergamalı Mustafa Çavuşun yanında çalışmaya başladım. Haftalığım 50 kuruştu. 50 sene önce hurda bakırlar toplanır, Avrupa’ya giderdi. Orada eritilip levha haline gelirdi, ithal edilirdi. Burada ustalar tarafından şekillendirilirdi. Bunlardan siniler, bakraçlar, tencereler, kapaklar yapılır ve üzeri işlenirdi. İhtiyaç olan her şey yapılırdı. Şimdi ise kendi madenlerimizi eritip levha haline getirebiliyoruz. Kaynak – Rüştü Baysal(Yaş 73 Yeşildere Mahallesi)
G- DEMİRCİLİK
Eskiden demircilik kara demircilik idi. Bütün demirler kömür ile ısıtılır ve işlenirdi. Yapılan aletler, pulluk, kara saban aletleri, balta, nacak, çapa, keser ve buna benzer bütün demir işleri yapılırdı. Eskiden motorlu körükler olmadığı için elle kullanılan deri körük kullanılırdı. Kaynatılacak parçalar ocakta ısıtılarak kaynak edilirdi(Perçinlenirdi) kömür bile kendileri odunu yakarak elde ederlerdi. Bundan 40 yıl evvelki sanat şartları ve demircilik işlemleri şimdiki gibi teknik ve soğuk kaynakla değildi. Evvelce demirler çam kömürü veya maden kömürü ile ısıtılarak şekil verilirdi. Kum kaynağı, tunç kaynağı, kömür kaynağı gibi çalışmalarla işler elde edilirdi. Ve o zamanın şartları işlerimize etki ettiğinden ziraatımız daha ağırdı. Kaynak – Mehmet Keskin(Yaş 45), Kazım Karakütük(Yaş 56), Demirciler Çarşısı.
  
 

Bu yazı 2545 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum