İSTANBUL‘DA BULDAN KABADAYILARI
Ahmet KIZILÖZ

Ahmet KIZILÖZ

ŞEHİR EFSANELERİ

İSTANBUL‘DA BULDAN KABADAYILARI

06 Nisan 2016 - 09:49

       Yaz aylarında hemşehrilerimiz  bağda, tarlada işlerinin başında olur, mahsulü kaldırıp eline para geçene kadar kış girerdi. Dokumacının mal pazarında işlerin açılması bu zamanlara denk gelirdi aşağı yukarı. Bu nedenle yaz aylarında pek düğün olmazdı, Almanyalılar ortaya çıkmadan önce. Daha çok güz ve kış aylarında yapılırdı mahalli düğünler. Bayraktarlar da işsiz kalırdı yaz aylarında. Bayraktar Aliihsan da  ne işi bulursa yapardı bu günlerde.

      Peydahlı  Musa  sümüklüböcek toplayıp satıyordu. Genellikle çocuklar bağ ve bahçelerden, sulak  ve nemli yerlerden topladıkları sümüklüböcekleri sepetlere doldurup harçlıklarını çıkarıyorlardı. Peydahlı Musa’nın evinin bahçesinde toplanıp ,  bu süre içinde onlara bekçilik yapmak ve göz kulak olmak gerekiyordu. İşte bu iş için Bayraktara teklif götürür Peydahlı.  Boş kalmaktan iyidir deyip işi kabul eder ve gündüz ve gece demeden toplanan sümüklüböceklere bekçilik etmeye başlar.

        Peydahlı’nın evinin bahçesinde tek göz odada  Buldan’ın seyyar kütüphanesi ;Halil Efendi yaşamaktaydı.Çocukların Teksas, Tom Miks gibi çizgi roman kahramanların kitaplarını, çarşı Pazar ve sokak aralarını  özel yapılmış engelli arabasıyla dolaşarak, cüzi bir ücret karşılığında  okuturdu.  O zamanlar akülü arabalar olmadığından, arabası birinin yardımıyla giderdi. O nedenle belli noktalarda beklerdi. Çocuklara dolaylı yoldan okumayı sevdirirdi rahmetli. Dışarı çıkamadığı zamanlar çocuklar  evin bahçesine gelip kitap okurlardı. İşte o kitap okumaya gelen bir gurup haylaz, sandıkların içindeki sümüklüböcekleri fark ederler. Bayraktar’ın nöbeti bırakıp, yemek yemeye gittiği zamanı kollarlar. O dışarı çıkınca , getirdikleri sepetlere sümüklüböcekleri  doldurup, ertesi gün gelip onları  Peydahlı’ya tekrar satarlardı.

       Daha fazla para vererek daha az mal toplayabilen Peydahlı Musa, bu işte bir hata olduğunu fark eder.  Bayraktarı sorguya alır ama o da bilmiyordur ne olup bittiğini. Halil Efendi çocukların sümüklüböceklerini çaldığını odasından görmüştür.  O söyler, gördüklerini anlatır ve gerçek ortaya çıkınca Peydahlı  Bayraktarın hatasını yüzüne vurmaz. Ona başka bir işi teklif ederek bu işine son verir.

          İstanbul’da kavun, karpuz sergisi vardır Peydahlının. Serginin başında durmasını, satış yapmasını ve gece de başında yatmasını talep eder. Teklifi bir şartla kabul eder Bayraktar. “ Benimle birlikte Beyciğim Rıza da gelirse, öyle giderim İstanbul’a” der. Şartı kabul görünce Sarayköy’den trene binip  Haydarpaşa’da inerler. O gün akşama kadar gezerler. İstanbul’daki işe başlamadan son akşam  kafaları çekelim derler. Kumkapı’da bir sahil lokantasına dalarlar.

        Cepte pek fazla para olmadığından  mütevazı bir çilingir masası  siparişi verirler. Meyhanede  masalar numaralıdır. Numaralı levhalar masanın ortasındadır. Oturdukları masanın numarası 8 dir ama onlar buna dikkat etmezler. Kafaları bulup muhabbeti koyulaştırdıklarından, meyhanede olup biten, giren çıkandan haberleri yoktur.  5 numaralı karşı masada kalabalık bir gurup  eğlenmektedir. Masaya gelenin haddi hesabı yoktur. Bizim iki kafadar aynı anda tuvalete kalkınca,  o masadan kalkan uyanık birisi, elindeki  5numaralı levhayı bunların  8 numarasıyla değiştirir. Bizimkiler kalkmadan  önce davranıp, 8 numaralı masanın hesabını ödeyip lokantayı terk etmişler.

        Aradan  yarım saat kadar bir süre sonra  Bizimkiler kalkmışlar hesap ödemek için.  Kasada oturan “ Hangi masa? “diye sormuş. “ İşte şu masadan kalktık” demiş Bayraktar. “ O masanın hesabı ödendi; beyefendi! Sizin ki ise şu hesabı ödenmeyen 5 numaralı masadır “ deyip o masanın destan gibi olan hesabı göstermiş Ödenecek miktarı görünce gözleri fal taşı gibi açılmış bizimkilerin.  “ İki kişi bu kadar her şeyi mi yiyip içmişiz!  Siz bizi  kelek yerine mi koyuyorsunuz?” deyince Bayraktar meyhanede tansiyon yükselmiş. “Bizde o kadar para yok. Biz öteki masadaki hesabı bile zor öderdik.” “ Paranız yoktu da niye geldiniz lan meyhaneye?” diye üstlerine yürümüşler. Kafası kıyak olan Beyciğim  horozlanmaya başlamış. “ Sen benim kim olduğumu biliyon mu lan? Bu muhitin mırmırı Arıza!  Kafa kâğıdına adımı sildirip lakabımı yazdırmış adamım ben! İnanmazsan bak!” deyip nüfus  cüzdanını masaya çarpmış. Adı hanesine nüfusçu Ali Rıza yazacağına A.Rıza yazmış. Önce bu çıkış karşısında  kafası karışan meyhane sahibi  Nüfus cüzdanını iyice bir inceleyince  “ Alın götürün bu ucuz kabadayıları mutfağa! Sabaha kadar çalıştırın.Sonra salıverin gitsin!

Bu yazı 2638 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum