KURTULUŞ YILLARI
KONUK YAZAR

KONUK YAZAR

KONUK YAZAR

KURTULUŞ YILLARI

13 Ekim 2022 - 09:23


VAROL ÖNCEL

Bildiğiniz üzere geçtiğimiz günlerde ülkemizin düşman işgalinden kurtuluşunun 100. Yılını kutladık. Elbette Kurtuluş Mücadelesi hiç kolay verilmedi ve zafer nice fedakârlıklarla kazanıldı. Özellikle Büyük Taarruz günlerinde pek çok Buldanlı, düşman askerlerince hapsedilmiş, nice işkencelere maruz kalıp şehit düşmüşlerdir. Hemen her Buldanlının ailesinde Millî Mücadele’ye katılmış veya en azından katkı sağlamış birileri vardır. Bizim ailemizde de bu mücadelede en öne çıkanlar, büyük dayımız Necip Buldanlıoğlu ve kayınbiraderi olan dedem Ahmet Cemal Öncel’dir. Ninem Fadime (Buldanlıoğlu) Öncel de tehlikeleri göze alıp istihbarat faaliyetlerinde bizzat yer almıştır. O yıllarda çocuk yaşta olan babam, Millî Mücadele’ye katılmış olanları tanır, onlara daima hürmet ederdi.
DELİGÖZ EFE                                                                                                                                                                                                                                                                                                   
Dedelerimizin, ninelerimizin de görev aldığı Buldan’ın, Denizli’nin ve Ege’nin kurtuluşu için verilen büyük mücadelenin isimsiz kahramanlardan biri de “Deligöz Efe”dir. Bu zat, eskiden Buldan sınırları içerisinde olan, sonradan Eşme’ye bağlanan Güllü köyünde yaşayan biriydi. Ben küçükken, Güllü’de yaşadığımız yıllarda tanımıştım kendisini. Asıl adı İbrahim Özkan’dı ama onu herkes “Deligöz Efe” diye bilirdi. 1.70 boylarında, hafif kilolu, az ve öz konuşan, doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen, yürekli, yiğit bir insandı. Babam Naci Öncel’le sıkı dostlukları vardı. Bizim evde, “İbram” ağa ve köyün ileri gelenleriyle birlikte sık sık toplanır; yemek sofrasında uzun sohbetler ederlerdi. Bu sohbetlerde Deligöz Efe savaş anılarını anlatır, bizler de heyecanla onu dinlerdik. Bu anılar içinde bizim dikkatimizi en çok, Celal Bayar’la yaşadığı olay çekerdi.
*
Millî Mücadele’de “Galip Hoca” takma adıyla bilinen Celal Bayar, Yunanlıların Ege içlerine yayılmasını önleyip direnişin örgütlenmesi amacıyla tüm bölgede yoğun bir çalışma içindedir. Halkın mücadeleye katılıp koordinasyonun sağlanması, onun liderliğinde yürütülmektedir. Bu faaliyetleri engellemek isteyen Yunanlılar her yerde onu aramakta, yakalamaya çalışmaktadır. Mücadelede kritik bir rol üstlenmiş Galip Hoca’yı bu tehlikeden bir an önce kurtarmak, bunun için daha güvenli olan Menderes nehrinin Doğu yakasına ulaştırmak gerekmektedir. Bu önemli görev, Deligöz Efe’ye verilir. Bölgeyi çok iyi bilen Efe, birkaç arkadaşı ile Galip Hoca’yı gizlice bulunduğu yerden alıp, nehrin uygun bir yerinden salimen karşı kıyıya ulaştırırlar. Deligöz Efe bize bu “operasyonu” ayrıntılarıyla anlatırken, bizler de yaşananları heyecan ve hayranlıkla zihnimizde canlandırırdık.
KAHRAMANLARA VEFA
Çocukken dinlediğimiz bu sohbetler üzerinden hayli zaman geçmişti. Yıl 1955… Babamın görevi icabı İzmir’in Alsancak semtinde oturmaktayız. Deligöz Efe rahatsızlığı nedeniyle tedavi olmak için İzmir’e geldi. Bizim evimizde kalıyordu. Bir türlü şifa bulamıyordu, durumu kritikti. Babam çok sevdiği dostunun bir an önce iyileşmesini sağlamak amacıyla son çare olarak o günlerde Cumhurbaşkanı olan Celal Bayar'a şöyle bir telgraf çekti: “Sayın Cumhurbaşkanım, Ben, Kurtuluş Savaşı günlerinde sizi Menderes nehrinin öte yakasına salimen ulaştıran Deligöz Efe. Çok hastayım, yardımlarınızı bekliyorum. Saygılarımla”. Bu telgrafın gönderilmesi üstünden üç-dört saat geçmemişti ki, evimizin önüne resmi plakalı araçlar ve bir ambulans geldi. Elbette o devirde böylesine hızlı bir dönüş olağanüstü bir durumdu. Üstelik bize söylendiği kadarıyla gelenler arasında İzmir Valisi, Emniyet Müdürü, Hastane Başhekimi de vardı. Sağlık ekibi ve diğer görevliler derhal Efe’yi ambulansa taşıdılar. Ardından, uçakla İstanbul’a gönderildi. İstanbul’da onu derhal ameliyata almışlar. Yaşatmak için verdikleri tüm çabalara rağmen maalesef Deligöz Efe’yi kurtaramadılar. Celal Bayar, hayatını kurtaran bir dava arkadaşının hayatını kurtarmak için elinden gelen her türlü imkânı kullanarak vefa borcunu layıkıyla ödemiş oldu. Bu olayı hatırladığımda kendime şu soruyu sormadan edemiyorum: Peki ya bizler… Biz o kahramanlarımıza, şehitlerimize, gazilerimize layık olabildik mi? Onlar vefa borcumuzu ödeyebildik mi?
*
Kurtuluş Savaşı’nın 100. Yıldönümü vesilesiyle, güzel vatanımız için gözünü kırpmadan tehlikeye atılan, canlarını vermekten çekinmeyen nice isimsiz kahramanımızı ve özellikle Buldanlı şehitlerimizi bir kez daha minnetle anıyorum. Bu yüce millete inanıp güvenen, onları bağımsızlık hedefi etrafında birleştiren önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, hürmetle ve rahmetle yad ediyorum; hepsinin mekanları cennet, ruhları şad olsun.
 
 

Bu yazı 766 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum