Hülya Damgacı ŞAHİN

Hülya Damgacı ŞAHİN

SONBAHAR

05 Ekim 2020 - 07:24

Mevsimlerin kaydığı, iklim değişikliğinin had safhaya ulaştığı bir dönemde sonbaharı bir ay kaymış olarak; ekim, kasım, aralık olarak tanımlar olduk. Her ne kadar doğanın uyumaya geçeceği kışa hazırlık yaptığı mevsim olan sonbaharı hüzün mevsimi olarak algılasak da, doğadaki renk cümbüşü ve yaz sıcaklarından sonra havaların serinlemeye başlamasıyla ayrı bir güzeldir bu mevsim.
Sonbahar ekinoksunun dünyanın güneşe olan uzaklığı azaldığından, güneşin çekim kuvvetinin de azalmasıyla 2 gün gecikmeli olarak 23 eylülde yaşanması da gene bu mevsimi özel kılar. Rengarenk yaprakların çevremizde bir halı zerafetine büründüğü, doğanın yeşil giysisinden sarı ve kırmızı tonlarına geçiş yaptığı, sebze meyvenin bol olduğu mevsimdir sonbahar.
Güzel ilçemde de bayram havasında yaşanır her yıl, kadınlar ağustosta başladıkları kış hazırlıklarını eylül ayında bitirirler. Tarhanalar hazırlanır, mis gibi kese yoğurdundan, balcanlar (patlıcanlar) ve biberler oyulur, kurutulur, salçalar ve konserveler yapılır, turşular kurulur, mis gibi Yayla fasulyesi ve Eldirek bamyası dizilir, gerdanlık misali. Eylül bitip de ekim geldi mi, kadınlar bir ohh çekerler. Yorulmuşlardır artık. Hem ev işleri, hem bu kış hazırlıkları, hem de evde dokumacılık varsa onun işleri ağustos ve eylülü oldukça yoğun kılar.
Çocukluğumda da annem Onbaşı Saliha, evde üç tezgah çalıştırır, yaz sonu her Buldanlı kadın gibi sağolsun kış hazırlıklarını eksiksiz yapar, babam rahmetli Hasan Damgacı da dışarıda Karcı Mehmet’in atölyesinde aynı şekilde üç tezgahı çalıştırıdı. İkisi de üretir, ancak geçinebilirdik, ama üç çocuğunu da meslek sahibi yaptıkları için minnettarım onlara.
Ekim ayını da sevmem hiç, babamı benden aldığı için. Bir hüzün çöker içime eylül bitip de ekimin ilk gününe eriştiğimde. 4 ekimde ise kalbime bir bıçak saplanır. Oysa ki, her fani ölümü tadacaktır diyor Yaratan…..
Öyle güzel bir ilçede yaşıyoruz ki; insan ilişkilerinin yozlaşmadığı, hala komşuluğun olduğu, hormonsuz meyve ve sebze yiyebildiğimiz, mis gibi havası ve de en önemlisi büyük şehirlerde parayla alınan suya bizim mahalle çeşmelerinden bedelsiz ulaşabildiğimiz Yaradan’ın hediyesi olan bir ilçe.
O ilçe ki, bazen kıymetini bilemiyoruz, tarihi eserlerimize, tarihi evlerimize sahip çıkamayıp çürümeye terk ediyoruz. Oysa ki o evlerde yaşanmışlıklar, anılar var, hele ki mesele Buldan gibi tarihin ve anıların izlerinin halen yoğun olarak görüldüğü bir ilçe ise ara sokaklarda bile halen hep güzel bir sürprizle karşılaşabilirsiniz.
Geçen ayki yazımda İstanbul’da yaşayan ilk sahipleri tarafından son sahibinden satın alınarak bir nezaket örneği olarak Kaymakamlığa bağışlanan Berber Nihatlar Konağı’nın durumundan bahsetmiştim, aradan bir ay geçti, hala büyüklerimizden ses yok maalesef. Gazetemizden Sayın Belediye Başkanımızın Ankara’ya Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ziyarette bulunduğunu ve restore edilecek evlere önem verileceğini belirttiğini öğrendim ve umutlandım. Zira aile restore edilecekse bir an önce binanın belediyeye geçmesine de sıcak bakıyorlar.
Belli mi olur dostlarım, hemşehrilerim, belki de diğer ayki yazımda bu evin restorasyon müjdesini paylaşırım buradan inşallah.
Virüs tehlikesinin etrafımızı sardığı şu günlerde sağlıcakla kalın her biriniz.
 

Bu yazı 2512 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum