ACARAĞA


         Dördeylül İlkokulunun karşısındaki eski belediye binasına 1979 yılında geçici olarak Ticaret Lisesi açılmıştı. Kurucu müdür olarak rahmetli Kazım Beler atanır. Kazım abi gariban ve kimsesizlere sahip çıkar, onların ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırdı. Mustafa’yı sigarasız bırakmaz, Çavuş’u kollar, gözetirdi. O da bu saygı ve sevgiyi karşılıksız bırakmaz, Kazım Hoca’nın ayak işlerine bakardı.

      O yıllarda çoğu yaşlının sosyal güvencesi yoktu. Kazım Hocada anasına bakmakla yükümlü belgesi alarak onun sağlık giderlerini karşılamaya çalışırdı. Anasının hastalığı ile ilgili ilaçların boş kutularını Çavuş’a verir. “Hükümet binası ikinci katına çık. Orada sağlık memuru Cezmi abiyi bul. Bu ilaçları o yazdırır doktora. Yazılan reçeteyi al, Şerif’in eczaneye git. Hazırladıkları ilaçları bana getir.” Elinden hiç düşürmediği dört tekerli hamal arabasıyla gider, Kazım abisinin dediklerini yerine getirirdi.

       İlaç takip işi Çavuş’a verildikten sonra ninenin ilaçları tez tükenmeye başlamış. Sık sık ilaç yazdırmaya gidiyormuş. Bir gün Cezmi amca yolda Kazım hocaya rastlamış. “Hocam, bu aralar ilaçları pek sık yazdırmaya başladın. Anan denilenden fazla mı içiyor ilaçları? Bi kontrol et bakalım.”

      Anasını ziyarete gider. Ondan da benzer şikayetler alır. “ Oğlancazım! Bu aralar ilaçları az katıyorlar kutuların içine herhalde. Pek çabuk bitiyor ilaçlar. Hiç bedi bereketi yok.” Ben bu Çavuş’u bir sıkıştırayım bakayım diye aklından geçirir. İlk denk geldiğinde “ Çavuş, sen ne ediyon anamın haplarını? İçimiyon, yoksa satımıyon?”  “ Kazım abe! Eczaneden hapları alınca içlerini açıyon. Renkli hapların birazını alıyon, oğlana veriyon.Bonibon şeker gibi o da onları yiyor!” “Hay akına turp sıkayım. Sen bundan sonra hapları elleme. Ben oğlana renkli şeker alıveririm.”

          Mesai bitimi okulun karşısındaki nostaljik bir kahvehane olan Şekercilerin kahvesine giderdi günün stresini atmak için.  Hem ocakçı, hem garson olan yılların kahvecisi Hebba Kazım Hocayı görür görmez cezveyi ocağa sürerdi.

       Bir gün okula Bakanlık müfettişleri gelmişler eksik, gedik, ihtiyaç belirlemek için. Mesai bitmiş, akşam olmak üzere ama toplantı daha devam ediyormuş. Kahveci Hebba, kahvenin önünde oturan Çavuş’a seslenmiş “ Git okula. Gelmiş Şey Kazım hocaya bak gel. Hocaya bir şey mi oldu? Bu vakte kalmaz gelirdi. Başına bir şey gelmiş olmasın”

       Çavuş doğru müdür odasına varmış Kapı çalmak yok, doğrudan dalmış içeriye. “Kazım abe!  Gayfacı Hebba sene soruyo, nede galdı deye.”  “ Sen git. Ben birazdan gelirim.”.Misafirlerim var.”  Müfettişler şaşkın bir şekilde olup biteni çözmeye çalışıyormuş. Kazım hoca hemen bir açıklama yaparak durumu kurtarmaya çalışmış. “ Efendim! Anam hasta. Hastanede yatıyor. Az önce gelen kişiyi hastabakıcı kadının kocası göndermiş. Gündüzleri onlar bakıyor, Geceleri ben gidip refakat ediyorum. O nedenle adam gönderip çağırıyorlar!”  “Geçmiş olsun müdür bey! Biz seni daha fazla tutmayalım. Sen doğru anan yanına git!”

      Çavuş çok sevdiği hanımının ölümünden sonra oğluna hem analık hem babalık yapmak zorunda kalmıştı. Dört tekerli arabasının yanında oğlunu da her yere götürüyordu. Bu duruma üzülen Kazım hoca “ Senin oğlanı yetiştirme yurduna verelim. Devlet senden iyi bakar. Ben seni kaymakam beyin yanına göndereyim. Onlar gerekli işlemleri yaptırırlar.”  Kaymakam beyle telefonla görüştükten sonra Çavuş’u hükümet binasına göndermiş. Çavuş kaymakamın huzuruna oğluyla birlikte çıkmış. “ Acar Ağa! Bene Kazım abe gönderdi.Oğlanı devlet bakcemiş.!” Durumdan haberdar olan Kaymakam “  Gerekli işlemler tamamlandıktan sonra  çocuğunu yerleştireceğiz. Hiç merak etme. Gözün arkada kalmayacak.”

          Resmi işlemler tamamlandıktan birkaç hafta sonra Kazım hoca  Çavuş ve oğlunu arabasına bindirip Denizli Yetiştirme Yurduna götürmüş. Çocuğu yetkililerle teslim etmiş ve geri dönmüşler.

            Aradan birkaç ay geçmiş. Oğlunun hasreti burnunda tütmeye başlayan Çavuş Kazım hocanın yanına gitmiş. “ Kazım abe! Ben oğlumu özledim. Geri alıp gelcen.” Kazım hoca bu fikre karşı çıkınca Çavuş geri atmış. Kabullenmiş gibi görünse de ertesi gün doğruca yetiştirme yurdunun yolunu tutmuş. Yurt müdürünün odasına girmiş.” Müdür abe! Bene Buldan Acarağa’sı gönderdi! Benim oğlanı geri alıp gitcen!”  Müdür kızmış “Acarağa kim oluyor da benim işime karışıyor?  Hadi be adam! Git işine! Çocuk mocuk yok sana.”  “Acarağa’ya dediklerini deyivecen Buldan’a varınca!.”

                               Rahmetli Kazım Beler’i saygı ve sevgilerle anıyoruz..